İçinde ‘Kariyer’ Sözcüğü Geçmeyen Kariyer Planlama Konusunda Bir Yazı

Yazının başlığını “İçinde ‘Kariyer’ Sözcüğü Geçmeyen Kariyer Planlama Konusunda Bir Yazı” olarak verdim çünkü yazıyı tamamlayınca gördüm ki: derdim “kariyer planlamanın önemi” ama bir kez dahi ‘kariyer’ yazmamışım. Aslında başlık olarak ‘İnsan Kendini Dünya’ya Getirmeli’ gibi bir şey olacaktı… Ama içime sinmemişti :)

Bir anne babadan dünyaya geldik. Yaşamın kader kısmı büyük ölçüde burası. Genetik piyangomuza ne çıkmışsa. Diğer önemli bir kısımları da doğduğun coğrafya/kültür ve çağ. Bundan başka kader diye ah edecek pek bir şey yok. Ki iyisi mi seçme şansımızın olmadığı bu konuları kabullenmek. Hayatın gerisi tercih ettiklerimizle ve tercih etmediklerimizle şekil alıyor.

İnsan, düşündüğünü düşünen bir varlık olmanın sorumluluğunu alınca özgürleşir. Düşüncesi üzerine kafa yormayan robotlaşır. Robota yüklenen program neyse ona göre çalışır. Hoş, bugün makinelerin öğrenebildiği bir zamanda yaşıyoruz. Hani makineler insanların yerini alacak endişesi var ya, işte bu açıdan bakınca gerçek. Düşünmeyen insanların yerini öğrenen makineler alıyor.

Mavi-beyaz yaka yapılan mesleki sınıflamayı bilirsiniz. Makineler, robotlar, programlar; kol-beden gücüne dayanan mavi yaka meslek mensuplarının yerini daha hızlı alıyor olsa da sermayesini kafasında taşıyan beyaz yakalılar için de tehlike çanları çalıyor. Hukuk, tıp, mühendislik gibi test başarısı en yüksek öğrencilerin aday olduğu mesleklerin de pabucu dama atılacak. Elbette kaybolan mesleklerin yerini yeni teknolojiler alırken bu durum yine, yeni mesleklerin oluşmasını sağlayacak. Ancak oyundan çıkan iş gücü ile oyuna yeni girecek iş gücü arasında bir denge olacak mı bundan kimse emin değil. Bu noktada ‘geleceğin meslekleri neler?’ sorusuna da kısmen yanıt vermiş olayım: ‘Emin değiliz.’ Hatta Vizontele’nin Deli Emininin kulağını çınlatalım: ‘eminim galiba kesin yani herhalde’ diye birkaç meslek sıralanabilir.

Bundan 50 yıl önce bu mesele, o yılların orta yaşlılarını çok endişelendirmesini gerektirmezdi. Çünkü zaman evveline göre hızlı akıyor olsa da bugünkü kadar ivme kazanmamıştı. Bugünkü orta yaşlılar, çocuklarının istikbali kadar kendi istikbalini de düşünmeli. Şöyle ki şu an yaptığınız mesleğe bakın. Bundan 10 yıl önce nasıl yapılıyordu ve bugün nasıl yapılıyor? Peki içinde bulunduğumuz teknolojik devrimin şiddetini düşünerek 10 yıl sonra nasıl bir biçim alacak?

Oxford Üniversitesi İşletme Bölümünün yaptığı araştırma önümüzdeki 25 yılda var olan mesleklerin yüzde 47’sinin ortadan kalkacağından bahsediliyor. Bundan 5 yıl sonra yeni bir araştırma yapılır ve bu kez de sonuç ’25 yıla kadar mevcut mesleklerin yüzde 50’si ortadan kalkacak’ sonucuna ulaşılır. Zaten ciddi bir kısmı ortadan kalkmıştı! Yine mi yarısı ortadan kalkacak… Ee? Bu gidişat nereye?

Aklı başında insanların çare olarak önerisi ‘öğrenmek’. Öğrenme açık olmak, gelişime açık olmak. Girişte yazdığım gibi değiştirilemeyecek şeyler var evet ama değiştirilebilecek şeyler de. Toplumsal bir devrimin yaşanıp teknolojinin durdurulması mümkün değil. O yaydan çıkmış. Ancak okun varacağı yer tayin edilebilir mi? Okun yönü saptanabilir mi? Okun gidişatını etkileyen çevresel faktörlere müdahale mümkün mü evet. Evet de… İnsanlık öyle kolay kolay bir fikir etrafında toplanıp ortak karar alıp eyleme geçmesi pek bir ütopik. Ve uygarlık tarihine bakınca insanları bir araya getiren fikirlerin önemli bir kısmının saçma hatta insanın kendine düşman eden fikirler olduğunu görebiliriz. Elbette biz iyi düşünelim iyi olsun. Dileğimiz bu. Ancak insanın birey olarak ‘öğrenebilmek, gelişebilmek, dönüşebilmek’ sorumluğunu alması daha makul bir çözüm.

Diyeceğim o ki insanın kendini en az bir kez doğurması gerekiyor. Birkaç kez de olabilir ama en az bir kez kendine verilenleri de kullanarak, hani ‘yaşadıklarından öğrendiklerini’ de aklında tutarak bugün başlayan sancılarla yarına kendisini doğurması gerek. Malum insan ha deyince de büyümüyor. Emeklemek, yürümek, konuşmak da zaman alıyor. Bu yeni doğuş, evveli silmeyecektir. Genlerden ve kültürden kopmayı ummak, yılanın gömlek değişiminden sonra zürafaya dönüşmesini beklemek gibidir. Ama tırtılın kelebek olması kimseyi şaşırtmamalıdır.